Gece uykusuz kalıp sabaha kıtap okumak midemı bulandırmıs ama yatmamak için kendimi sürekli dürtmek zorundaydım. Çünkü sabah olunca bayram namazına gidecektik eğer uyursam bayram namazını kacırabilirdim. Yılmadan devam ettim kitap okumaya ve sonunda vakit geldi bayram namazını kılmak için çıkıyorduk evden. Normalde Lübnan soğuk bir ülke degil ama o günlerde senenin en soğuk günlerini yaşıyorduk. İyice giyinmiştim. Üstümde giydiğim kazağımı lübnana zorla getirmiştim yanımda. İhtiyacım olmayacağını düşünmüştüm. Ama iyiki getirmişim. Namaza alt komşumuz ve çocuklarından bir tanesiyle gittik. Şansa olacak ki tuttuğumuz evin hemen altında türk bir komşumuz vardı. Bize ilk geldiğimiz andan itibaren Lübnan ı tanıttı. Her zaman verecek bir öğüdü vardı. O bizi öz çocukları gibi bizde onu öz babamız gibi kabullendik burada yaşadığımız süre içerisinde.
Hep beraber safımızı tutmuştuk ve Allahuekber. Bayram namazının havası bende her zaman ayrı olmuştur. 7 kere Allahuekber ve sonrasında 5 kere Allahuekber. Çok farklı geliyordu bana. Namaz çıkışında bayramlaştık. Ve ardından günün anlam ve önemi kurban kesimi. Burada kurban kesimleri Türkiye’dekinden çok farklı olur. Camiye paranı verirsin. İsmini yazarlar ve sana saat verirler.o saatte gider kurbanı kestirirsin.. Bu bizim kafamıza yatmıştı. Ama her şey söylenen gibi olmuyordu. Bizim saatimiz 13:00 tü. Eve gittik. Yorgun olduğum için yol boyunca aklımdan hep yatmak geçmişti. O da ne meğersem tüm evv halkı uyumak için yer arıyormuş. Herkes saat 1 e alarm kurmuş ve yine birbirlerine güvenerek yatmışlardı. Nasıl olsa birisi kaldırır. Saat 1 de kalkan ben olmuştum. Geç kaldığımız için herkesi velveleye vererek kaldırdım. (kalkmaya niyetin yoksa alarm kurma) 5 dakika sonra herkes kapıda olmuştu bile. Camiye gittik. Günün en büyük şoku koyunumuzu kezmişler. . içeride çok sayıda kurbanlar vardı. Kesilmiş, derileri soyulmuş ve bacaklarından aşağı sallandırılmış. Ve o koku. O arada elinde 1 kaç kağıt olan bir adama yaklaştık.’bizim koyunun başında olmamız lazım’ dedi en yakın arkadaşım.(mideni üşüttüysen bu aralar bir şeyler kötü gidebilir) Adam ‘ önemli değil Allah biliyor ve kabul etmiştir’ dedi. Ama biz bu cevabı verdikten sonra itiraz edince bize kesim bölümüne geçip kesimini görebilecekleri bir koyun getirdiler. Sistemin bu şekilde olduğunu bilmediğimiz için fazla gevelemedik. Ve ardından ayaklarından asılmış koyunlardan bir tanesini 8 parça halinde siyah poşetlerle eve götürmenin derdine düştük. Eve kalın et parçalarını bırakıp türkiye’deki ailemi aramaya gittim. Yaklaşık 60 metrekare bir apartman dairesinde bulunan bir telefoncudan dünya’nın bir çok ülkesini arayabiliyorduk.. İlk önce annemi aradım.. çalıyor, çalıyor…….cevap yok.. babamın numarasının yazılı olduğu kağıdı veriyorum. Adam alışmışlıkla beraber hızlıca tuşluyor . çalıyor…çalıyor.. cevap yok. Neyse diyorum. Yakıyorum bir sigara. Ohhh dünya.. içime çekiyorum. Eve gidip eti bir güzel kemiklerinden ayırıyoruz. Etin kemiklerinden ayrılması insanı canileştiriyor. Bunu keşfediyorum. Bıçağı ser darbelerle bolca etin bulunduğu bir kısma saplıyorum saplıyorum saplıyorum.. zevk aldığımı hissediyorum ve duruyorum birden. Yapmamam gerek yine canileştim ve dışarı güzel bir görüntü vermiyorum. Tekrar etlere dönüyorum. Kemiklere yapışmış etlere. Fazla uzatmıyorum..
Odama çekiliyorum. Etlerden dolayı iştahım kaçıyor. Akşam yemeğini unutuyorum bu arada.